1. Haberler
  2. GÜNDEM
  3. Baskı, Adaletsizlik ve Sömürünün üretim ilişkileri ile bağı Üzerine! 

Baskı, Adaletsizlik ve Sömürünün üretim ilişkileri ile bağı Üzerine! 

featured
service

Türkiye ve Kuzey Kürdistan son çeyrek asırlık zaman diliminde hızla proleterleşen dünya sahnesinde önemli izleklere sahiptir. Bu süreç çeşitli sınıfların kırılganlık yaşamasına, sınıfsal geçişlerin hızlanmasına vesile olmuştur. Özellikle alt-orta sınıfların ve küçük burjuvazinin (toplumsal ve siyasal hiyerarşinin yeniden üretimle ve yeni birikim modelleriyle sürekli yeniden düzenlenmesi ihtiyacını doğuran süreçlerde) halk kitlelerinin hızla proleterleşmesine, proleter siyasetlerin bu sınıfsal zemine yeni taşınmış küçük burjuva unsurların çeşitli hastalıklı yönleriyle, hatalı felsefi yaklaşımlarıyla, yüzleşmesine vesile olur/ olmuştur. 

Bu bağlamda coğrafyamızda son çeyrek asırda çeşitli hareketler devrimci misyon ve vizyonunu yitirmiş küçük burjuvazinin hızla proleterleşmesine ters koşullu olarak eski toplumsal ve siyasal hiyerarşinin bağrında filizlendirdikleri devrimci hareketlerinin, devrimci yönünü, ittifaklarını kaybetmesiyle doğru tahlil, analiz ve buna bağlı olarak tarihsel siyasal çözümleme yapamadıkları için sahneden inmek zorunda kalmışlardır. Çeşitli proleter siyasetler ise (kendisi için sınıf)  bu hızla proleterleşme sürecinde proleterleşen küçük burjuva toplamların siyasetlerine koşarcasına katılmalarını şevkle izlemiş adeta parlayan saman alevi gibi söneceklerini görememişlerdir. Bunda coğrafyamız devrimci hareketlerinin halkçı damarlarının güçlü olmasından kaynaklı çelişkilerin de doğal payı tartışılmazdır.

Tahlil etmeye çalıştığımız bu hareketler, herhangi bir durum analizi ve tahlil yapmadan kapıları sonuna kadar açmanın ve bu küçük burjuva hastalıklı mülkiyetçi kesimlerin siyasal olarak proleter devrimciliğe kazanılamamalarının nelere yol açabileceğini dahi algılayamamışlardır. Saflarında revizyonist/reformist tarzla süslü eski hiyerarşik düzene göre tahlil ve ittifak modellerine bağlı adeta çark dönsün anlayışına teslim olarak parlayan her şeyi altın sanmış ve çürümenin yollarını döşemişlerdir. Üstelik ahlak devşiren, vicdan rahatlatan, ittifaklar modeline göre değil, sınıflar koalisyonu ve kimlikler kumkuması adabına göre hareket eden çeşitli mülkiyetçi tarz, emek denilen değer yaratıcı gücü kutsiyetle darbelemiştir. Bu süreç dikey halk hareketlerinin hızla yenilmesine ve hukuksuz, programsız yatay hareketlerin yükselmesine vesile olmuştur diyebiliriz. 

Çeyrek asırlık süreçte çeşitli ülkelerin çeşitli metropol merkezlerinde hızla proleterleşen kitleler gerçeği önümüzde durmaktadır. Türkiye gibi yarı-sömürge ülkelerin tekelci sermayeyle işbirliği yapan burjuva komprador sınıfları doğanın talanı, talandan alınacak komisyon, tekelci sermayeye aktarılacak doğal kaynaklar ve betona dayalı birikim modeli ile öne çıkmış bu yeni birikim modelini belli ideolojik akslara yaslamışlardır. Türkiye’de daha önce belli bürokratik merkezlere dayanan küçük burjuva ve orta sınıf Kemalist, ulusalcı anlayışların iktidardan düşmeleri, ve burjuva muhalefetin doğal bileşenleri olmaları gerçeği (Türkiye devrimci hareketinin zayıflamasından arta kolan moral ve fırsatlarla) kent merkezlerinde proleterleşen çeşitli halk kitlelerinin yeni nesillerini daha kent-soylu bir milliyetçiliğe örgütlemelerini sağlamıştır. İslamcılık bu sürecin öne çıkan ideolojik aksıdır. Kent-soylu milliyetçilik bu ideolojik aksın burjuva muhalefet ayağında diğer aksdır. Sol bu sürece daha çok sekülerliği, çoğulculuğu öne çıkaran bir anlayışa yaslanarak itiraz geliştirmiş böylece ideolojik ve politik olarak İslamcı hareketin iktidarı döneminde çeşitli kırılmalara uğrayan seküler gerici milliyetçi odakların bu sol cenahın soluklandığı alanlara sızmasına karşı çıkamamıştır. 2010 referandumu bu sürecin ön izleği olduğu gibi Gezi halk hareketinin yatay örgütlenmesi süreci bu kent-soylu milliyetçi hareketlerin ve gerici odakların çeşitli baskılara uğrayan toplumsal dinamiklerin hak talepli eylemliklerine sızmasına kadar uzanmıştır. Çünkü solda yankı bulan burjuva ideolojik yansımanın doğrudan yankı bulduğu kesimler bunlardır. 

Kimliklerin baskı, eşitsizlik, adaletsizliklere uğraması ve işçilerin sömürünün derinleşmesine bağlı kırımlara uğramasına vicdan rahatlatmayla tavır alan küçük burjuva sol hareketlere dair düşüncelerimiz!

Küçük burjuvanın siyasal yönelimle yüklü koalisyon hareketlerinde, diğer sol kurumları, sınıfı görmemekle eleştiren, sınıfı satmakla eleştiren hareketler ise bu süreçte çeşitli alt-orta sınıf kesimlere bu burjuva hiyerarşik dünyanın tekrardan kırılıp yeniden örgütlenme ihtiyacı duyduğu şu günlerde vicdan rahatlatma paketleri satmaktadır.  Proleterler içerisinde, örgütsüzlüğün yaygınlaşması, sendikaların neo-liberal süreçle yeniden düzenlenmesi ve çoğunun rüşvetle satın alınması süreci, devrimcilerin bu süreci örgütleyememesi, sınıfla derin bağlar kuramaması, yoksul mahallelere gücünü taşıyamaması gerçekliği, proleter kitleler içerisinde ciddi intihar eğilimlerini hızlandırmıştır. İşte bu sürece çeşitli koalisyon hareketleri tahlil ve analizden soyut siyasal çözümlemeden yoksun birkaç küçük çalışmayla vicdan rahatlatma peşine koşmuştur. Bu hareketler çeşitli kimlikçi motivasyonlu yönelimleri de bünyelerinde barındırmışlardır. Seks işçiliği meselesini dahi ücretli emek sömürüsüne maruz kalan emekçilerle bir gören anlayışlara savrulmuşlardır. Bir taraf meta üretirken değişken sermayeyi yaratırken ve metaya dönüşürken diğer taraf salt meta görevi gören, meta üretim sürecinin dışındaki artık nüfuslardandır. Burada parantez açmak gerekirse fuhuş cenderesinde tıpkı ücretli emek sömürüsüne maruz kalanlar gibi çok küçük mutlu azınlıklar vardır. Fuhuş cenderesinde yer alan mutlu azınlık ne yapıyor? “Kolay para var, güzel para var siz de gelsenize” yönüne oynuyor. Peki bu koalisyon hareketler ne yapıyor, Komünist muhtevadan uzak ‘seks işçilerini’ örgütleyeceğini düşünüp fuhuş cenderesini normalleştiren potansiyellere erişiyor, fuhuş cenderesinde sömürülen kadınların üzerindeki sömürünün azaltılması için burjuvazinin çok küçük demokratik yönelime sahip kesimlerine çağrıda bulunuyor. Seks işçiliği meta üretim süreci midir? Hayır! Kadın bireyin yapacağı seks işçiliği veya erkek bireyin yapacağı seks işçiliği olsa olsa yeniden üretimin ortaya çıktığı süreçte artık nüfusların, üretime katılacak kesimlerin teşvikinin, kapitalist değerler yasası etrafında yeniden üretime katılmalarının yolunu açmak içindir. Seks işçisi meta olmuştur çünkü o kapitalizmin bu aşamasında her bedenin tüketim nesnesi haline gelmesi sonucu kapitalizmin cisimleri, imajları dahi parayla dolaşıma sokup aşındırma sürecinin ta kendisidir. Bu bağlamda bu aşamaya her şeyi cinselleştiren,  cinsellikçi, cinsel özgürlükçü anlayışın sol camiada da hızla yer bulduğunu gözlemliyoruz. Cinsellik yakın zamana kadar doğaya karşı edilgen insanın ona karşı edilgenliği etrafında örgütlenen bir süreçti, peki şimdi ne oldu? İnsan denebilir ki pagan döneminden bu yana korkularına karşı kurbanlar vermektedir. Korkularını dizginlemek için çeşitli bariyerler örmektedir kendisine. Cinselleştirme, erk anlayışı koruyacağı gibi onun cinsellikle buluşmasında üstün gelecek tarafın (çoğunlukla erkektir) kimi pagan, ilkel dürtülerle cinsel doğanın kendisine kurbanlar vermesine neden olmaktadır. Böylece her şeyi cinselleştiren, cinsel özgürlükçü anlayışa değil, baştan insan doğasını iyi, güzel gören romantik anlayışlara kapaklanmadan, çeşitli hiyerarşik düzenlerin eşitsizlikler getireceğini bilip, eşitsizliğe karşı özgürlük arayışıyla, özgürlüğün gerekliliğin tanımlanması süreciyle örgütlenmesi gerekmektedir. Yani kadınlar ve lgbti+ bireyler için cinsel özgürlük talep etmekten çok, onların toplumsal üretime katılımlarını, artık nüfus olarak görülmemelerini, eşitsiz yaşamlarını, eşitlikle buluşturmayı, doğanın, ezilenlerin, tüm canlıların geleceğini kurtarmanın, evrensel devrimci bir form ve muhtevayla olacağını sadece alanlar özgülünde düşünmenin, burjuva demokratizme saplanmaya sebebiyet vereceği gerçeği, ufkumuzun ötesini hayal etmemenin siyasalımızı körelteceği bilinmeli.  

Adaletsizlik, baskı, sömürünün üçlü boyunduruk halinin burjuva hiyerarşik dünyanın ve onun yarattığı eşitsizliğin olmazsa olmazı olduğu gerçeğini yıkacak tek anlayışın evrensellik etrafında örgütlenmiş, kendisi dışında ezilenlerin hakları için de vuruşmayı bilmek olduğu gerçeğini anlamaktan geçtiği bir dönemdeyiz. Kadınları sadece çocuklara kreş hakkı mücadelesine iten veya ev içi emek sömürüsü sürecinin ezileni olarak değil onu binlerce yıllık bu eşitsiz hiyerarşik sınıflı toplum düzleminin Lgbti+ bireylerle beraber sömürüye, baskıya, adaletsizliklere maruz bıraktığı kuvvetler olarak yani toplumsal dinamikler olarak görmeliyiz. Niçin devrim istiyoruz? Devrim istiyoruz çünkü yüzeyde görünen adaletsizlik ve baskı, derinde yatan sömürü ile ve üretim ilişkileri ile doğrudan bağlantılıdır. Bir üretim ilişkisinin belirlediği problemleri, sorunları, başka bir üretim ilişkisine geçmeden asla ortadan kaldıramayacağım gerçekliği tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önündedir. Kimliklerin baskıya uğraması üretim ilişkilerinin evrensel ve toplumsal sahada yarattığı problemlerdendir. O hâlde devrime koşullanmış demokrasi mücadelesi mi, yoksa salt ne idüğü belirsiz demokrasi isteriz mücadelesi mi? Tabi ki devrime koşullanmış demokrasi mücadelesi.

Toplumsal dinamikler politik önderlik olmadan kendi başlarına devrim yapabilirler mi? Hayır! 

Bu Negri ve Hardt ikilisinin çokluğun kendiliğindenciliği önermesini sunduğu zamandan bu yana kendisini çok defa kanıtlamış bir gerçektir. Yanılsama derindir. Bu önerme çeyrek asırı geçen toplumsal pratik ve yatay halk hareketlenmelerinin kırılmasıyla yanlışlanmıştır. Alanlar özgülünde toplumsal dinamiklere dair örgütlenme yapan siyasetlerin kaçırdıkları şey tali buldukları üzerinden atladıkları gerçek politik önderlik meselesidir. Öyle olmasa ortaya Çin, Büyük Ekim devrimi ve bir dizi devrim çıkmazdı. Birkaç örnek verecek olursak bir komünist veya devrimci çeşitli kimliklerden, çeşitli cinsel yönelimlerden komünist veya devrimci olma sürecine yürüyebilir, bunda hiçbir sorun görülemez görülmemelidir. Çünkü komünistler çeşitli baskı ve adaletsizlik mekanizmasına maruz kalan kimliklerin yaşam haklarının ve siyaset yapmalarının, siyasal güvencesidir. Bunu ezilen ulus milliyetçileri için ve çeşitli coğrafyalarda, milli baskı ve inanç baskısına uğrayan kimlikler için, sınıf hareketinin ve uluslararası komünist hareketin siyasal güvence olma deneyiminden öğrendik. 

Peki Komünistler salt bir kimlik mücadelesinin tarafı olabilir mi? Yoksa bir sınıflı toplumda çeşitli hakaretlere uğrayan, baskı, adaletsizlik ve sömürüye tabi kılınan tarafları (buna kimlikler diyebiliriz) birbiriyle sınıf hareketi içerisinde kaynaştırarak, kendisinin dağılışını ilan ettiğinde sınıflı toplumların ve sömürücü kuvvetlerin dağılışını ilan edecek olan proleterlerle, proleter siyaset etrafında birleştirerek onların maddi kuvvet olma sürecine evrilmesini sağlar? Peki Komünistler; baskı, adaletsizlik ve sömürüyü birbirinden ayırır mı? Kesinlikle hayır. Çünkü sınıflı toplumların doğasında gelişen, kanıksanan sömürü;  adaletsizlik, eşitsizlik ve buna bağlı olarak baskı süreçlerinin birbirini içermesi ve birbirine koşut ilerlemesi gerçeği bir yerde adaletsizliğe karşı ses çıkardığımızda sömürüyü hedefimize koymuyorsak sahici olmadığımız gibi komünist olmadığımız nesnel gerçeğinin de bizlere haykırılacağını hatırlatır. 

Dün çeşitli kimliklere, kimliklerin tanımlanmasına bağnazca ve hiddetle karşı çıkanların çeşitli baskı ve adaletsizliklere bağlı gelişen ancak odağına sömürüyü almayan sakatlanarak doğmuş aktivist kitle hareketleri ile büyülenerek, onlara sonuna kadar kapı aralaması, dahası onları tek devrimci kuvvet olarak görme eğilimleri faş olmuştur. Takvime bağlı artan baskı sonucu örgütlenmiş, içerisinde çok az devrimciyi ve eşcinsel devrimciyi barındıran yatay kadın eylemliklerini veyahut içerisinde çok az sosyalist eşcinseli barındıran onur eylemliklerini son dönemlerin tek devrimci kitle hareketleri olarak okunması ideolojik sakatlanmanın hangi boyutlara vardığını göstermektedir. Burada kimliklerin ve kimliklere hapsolmuş bireylerin, salt kişisel deneyimiyle yüklü bakış açısına hapsolma gerçeği kendisini her gün ispatlamaktadır. kişisel deneyimle yüklü bakış açısı çoğu zaman bilimsel bakış açısını sakatlamakta, kimlikçi yapıların içerisinde kurumsallaşmış, hiyerarşi eleştiren, hiyerarşik mekanizmayı eleştirmeyi zorlaştırmaktadır. 

Deneyimle yüklü bakış açısı; olguları bulgularla buluşturmayan, kısacası bilimsel olmayan bir tarzla adaletsizlik ve baskı sorununu, sömürü ortamına taşımaktan imtina etmektedir. Çeşitli baskı ve adaletsizliklere maruz kalan kimliklerin çoğu bileşeni sömürülmektedir. Ancak kimlikçi sol aktivist mefhum sömürücü mekanizmanın kendi demokrasisine dayandığı için çeşitli personalara sahip olmaktan dolayı sömürüyü tali mesele olarak tanımlamakta, diğer sömürülen kesimlere kendisini tanıtmaktan ziyade (kendi mücadelesini) çoğu zaman dayatmaktadır. Bu bir yönüyle burjuva hiyerarşik dünyanın yatay hareketlerle ezileceğini düşünme yanılgısından kaynaklanmaktadır. Bu yolla örgüt ve aygıt meselesini doğru okuyamamaktadırlar. Kendisini dayatmayı gayet doğal görmektedirler.

Yatay hareketlerde bilindiği gibi birden fazla siyasal eğilim uzlaşmaz çatışmalar çeşitli kimlikçi yönelimler üzerinden barıştırılmaya çalışılmakta çoğunlukla buradan burjuva hiyerarşik düzlem kazançlı çıkmaktadır. Komünistleşen, devrimcileşen, kadınlar, Lgbti+lar ve sömürülen sınıflar devrim mücadelesinde komünist aygıtı yaratarak ilerlemek zorundadır. Ötesi alanlar özgülünde kimlikleri salt demokrasi özgülünde örgütlemeye çalışmak aktivist dünyaya hapsolmaktan, gerçek ilerlemeyi sağlayamamaktan, ideolojik olarak sakatlanmaktan geçecektir. Bir diğer husus Komünistler, ezilenlerin hiçbir kesimine çıkar odaklı ve faydacı yaklaşmamalı onları komünist bir program etrafında sosyalist devrim için örgütlemelidir. Burada hal-i pür meali çeşitli sol siyasetlerin eşcinsellere yaklaşımı egzotik insan yaklaşımından öteye gitmemektedir. “Bakın bizim de Kürt yoldaşımız var” demenin değişik versiyonu, “bakın bizim de eşcinsel yoldaşlarımız var” demeye varmıştır. Bu son derece hatalı, yaralayıcı tutum ne yazık ki hâlâ anlaşılamamıştır. 

Baskı, sömürü, adaletsizlik, eşitsizlik sonucu açığa çıkan kimi toplumsal koşullanmalara ahlak devşirme üzerinden yaklaşan küçük burjuva sol hareketlere dair düşüncelerimiz!

Burada fuhuş cenderesinde sömürülenleri hedefine alan, fuhuş cenderesini normalleştirenlere eleştirel değil küfür kıyametle saldıran siyasal anlayışın sakatlığı işlenecektir. İşçi sınıfını tekçi ve monolitik bir yapı olarak düşünen kimi siyasal, ahlakçı, klancı, küçük burjuva, mülkiyetçi ve pagan tarza göre örgütlenmiş, devrimciyi modern zaman kurbanı olarak algılayan anlayışın sakatlığı hepimizce bilinmektedir. İşçi sınıfını ve sömürülenleri yozlaştıranın fuhuş cenderesinde sömürülen kadınlar ve Lgbti+lar olarak görülmesi, emperyalist kapitalist sistemin artık nüfuslara sunduğundan bir haber olunması, sistemin yarattığı sorunları değil de sistem tarafından modern zaman paganizmi gibi toplumlara kurban edilen ezilen, sömürülen, yozlaştırılan kesimleri suçlayıcı anlayış sakattır. 

Fuhuşun emperyalist kapitalist sistem tarafından yeniden üretime katılacak kesimleri tıpkı kumar gibi teşvik edici rolünü yok saymak dahası emperyalist kapitalist sistemin fuhuşu asli sektör gibi yeniden düzenlemeye çalıştığı şu günlerde artan yoksullaşma ve ekonomik kriz dalgasının vurduğu bu gibi sömürü girdaplarının içine çektiği insan kitlelerine saldırmak devrimcilik değil, sistem tarafından pompalan, işçi sınıfında ve yoksullarda karşılık bulan geri yönlere seslenerek ahlak devşirmeye çabalamaktır. Bu vicdan rahatlatmacı hareketler kadar ahlak devşirmeci hareketler de evrensele, dünya devrimine olumlu manada bir şey sunamazlar. Yabancılaşmayla beraber şeyleşme hali yoğunlaşmıştır. Bu şeyleşme hali, fuhuşa, uyuşturucu ve kumara düşen halk kitlelerinde olduğu gibi vicdan rahatlatan ya da ahlak devşiren hareketlerde de kendisini göstermektedir. Şeyleşme;  özgürlükçülük, ahlak devşirmecilik ve vicdan rahatlatmacı tavırla solda ve halk hareketlerinde kendisini göstermektedir.

Komünistlerin baskı, adaletsizlik, eşitsizlik, sömürü sonucu şekillenen kitlelere yaklaşımı üzerine!

Tutarlı ve kararlı devrimcilerin, komünistlerin meseleye bu sıraladığımız tavır ve tarzla yaklaşmaması elzemdir. Komünistler baskı, adaletsizlik, sömürü arasındaki ilişkiselliğin tarihsel ve siyasal çözümlemesini yapıp halk kitleleri içerisinde bu üçlü boyunduruk altında tutulan kitleleri sistemin pompaladığı geri yönlerden sıyırarak birbirilerine tanıtmalı ortak mücadeleleri keskin bıçak gibi örgütlemelidir. Baskı ve adaletsizliğe uğrayan kesimleri egzotik insan kitleleri olarak görmemeli, sömürüye uğrayanları zaten gerici ve lumpenler diyerek hor görmemelidir. Bu toplumsal ve politik kuvvetleri sınıf siyaseti etrafında komünist programla örgütlemelidir. Baskı ve adaletsizliğe uğrayan kitlelerle dayanışmalı onlar için özel kimlikçi politika yapmak yerine onların devrimcileşerek, komünistleşerek toplumsal ve politik kurtuluş mücadelesine doğru ve kararlı bir şekilde kazanılmasını amaçlamalıdır. 

Evrensel kurtuluş mücadelesinin imtiyazlar dünyasından alacağını alıp çekilen aktivist politikayla olmayacağını ve kimlikçi yönelimin çoğunlukla toplumsal muhalefet sürecinde, evrensel ve enternasyonal damarı ve politik yönelimi olmadığı için alacağını alıp kenara çekilen pratiği unutulmamalı. Devrimci kurtuluş için ne kadar geç kalırsak faşizmin ve türlü gerici odakların hızla örgütleneceği gerçeği ve doğanın belli yaşam alanlarını, kapitalist-emperyalist sistemin işleyişiyle beraber yaşamsızlaştıracağı gerçeğini bilince çıkarılmalıdır. Bu bağlamda herhangi kimliğe özel politikayı değil kolektif içerisinde baskı, sömürü ve adaletsizlikten nasibini almış kesimlerin yoldaşlaşarak sınıf hareketi parolasıyla tüm dünyanın kurtuluşunu muştulayan evrensel MLM teoriyi yaşamlarında kriztalize etmeleri gerekmektedir. 

Bütün yoldaşlara çağrımızdır teorik üretime katılalım, teorik üretimi hızlandıralım doğru tarzda çeşitli baskı, adaletsizlik, eşitsizlik ve sömürü girdabını kendinde bilinçle parçalamaya çalışan insanlara ulaşalım, onları örgütlemekten geri durmayalım. Devrimin Komünist kadrolara ihtiyacı gerçeği ile yüzleşelim geri yanlarımızdan sıyrılalım, yoldaşlarımıza dostça yaklaşalım, bilinmeli ki yoldaşlarımız, yoldaşlaşacağımız insanlar göz bebeğimizdir. 

Yoldaşlaşacağımız insan kitleleriyle, samimi tutarlı ve kararlı bir tarzla temas kurmaktan kaçınmayalım. Her alanda öne çıkalım. Geçmişin hastalıklı tarzları ile meselelere ve insan kitlelerine yaklaşım sergilemeyelim. Geçmişte çevremizde bulunmuş, bugün köşesine çekilmiş ancak gündelik yaşamında hâlâ devrimci kültürü kararlıca koruyan insanlara ulaşmaktan vazgeçmeyelim. Kendi kendimizi tecrit etmek yerine halk kitleleriyle onların gündelik meselelerinde dayanışma göstererek onlarla bir ve aynı olduğumuzu, ayrı olmadığımızı kanıtlayalım. 

Kararlı olalım, politik bilinç düzeyimizi geliştirelim, örgütlenelim, ileri çıkalım!

Baskı, Adaletsizlik ve Sömürünün üretim ilişkileri ile bağı Üzerine! 
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Devrimci Demokrasi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin