Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği çelikten yoğruluyor-2

featured
service

Komünistler, Marksizm, Leninizm ve Maoizm’e iman etmez. Onun her an ve hareket hâlindeki her şey için bir yorumunun olduğunu, bu yorumun ise pratikten çıktığını bilirler. MLM pratiğin teorisi, eylem kılavuzudur. Ülkemiz Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da halk kitleleri emperyalizmin neo-liberal politikaları ve onun uşak komprador bürokratik burjuvazi ile beraber, yerli işbirlikçi tekelci sermayeyi yaratmak için toplumun en dinamik kesimi olan gençlik ve kadın kitlelerine, işçi ve emekçilere hegomonik saldırısı, sesi kısılan, dişleri kırılan, pençeleri sökülen, kavramlarını yitiren, dolayısıyla hegomonik düşünme tarzını da yitiren devrimcilik ve tasfiye edilmek istenilen Komünistler tasfiye edilmişse başarılı sayılır. Evet burjuvazi başarılıdır. Lakin hayat kayaları delen suyun hareketi kadar, terse akmayacak bir nehir yatağı gibidir. Bu bakımdan son çeyrek asırda iktisattan koparılmış halk kitleleri, kendi bünyesinden iktisatla ilgilenen proleterler çıkaramayan devrimci hareketler düşünüldüğünde neyin iktisadın konusu olup neyin iktisadın konusu olmadığı tartışmalı hâle gelir.Ülkemiz işçi sınıfının seçimler sahtından, kendi göbeğini kesme hamlesine geçiş yapması ML iktisadın, devrimci politikanın, devrim için çabalayan devrimci hareketlerde tarihsel rolünü oynayan veya oynamaya çalışan proleterlerin meselesidir. Bu bir ekonomizm değildir, demokratizm ise hiç değildir.

Sendikalar; Avrupada birinci Cihan harbinin araefesinde özellikle Almanya’da önemini yitirmişti. Rosa Luksemburg yoldaşın tahlilini yaptığı süreçte, sendikalar birinci dünya savaşı ve sonrası şoven politikaların tarafı olmuş ve ezilen ulusların işçilerinin daha fazla sömürüsünde, savaş konusunda burjuvaziden pay kapmak için kesif bir oportünizm salgılamıştır. Bunun neticesi işçi aristokrasisidir. Bu tartışma Almanyada Laiselle sosyalizmine, ücretlerin Tunç yasası teorisine kadar giden bir yerde durmaktadır. Bu vesileyle ülkemiz sendikaları için de olmak üzere sendikalar meselesi kapsamlı bir tartışmayı hak etmektedir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kürt işçiler ve Kürdistan’lı kır yoksulları iki kat sömürülmektedir. Bu sömürünün çapı; uşak devlet, komprador burjuvazi ve emperyalizmle derin çelişkileri bulunan Türk halk kitlelerinin cebine akmaktan ziyadesiyle, faşist, militarist bürokrasiye akmaktadır. Kaldı ki Türk işçi sınıfının ağır sömürüye maruz kalması, vergi ve zam urganı altında inletilmesi, enflasyon canavarı tarafından boğulması, yine Kürdistan coğrafyasında Kürt ulusal hareketine karşı yürütülen savaş ve rekabet hâlindeki dünya burjuvazisine karşı Türkiye sermayesinin devlet tarafından kârlılığının korunmasının garantisi olarak okunmalıdır. Kürt ulusal hareketine karşı, devlet tarafından gerçekleştirilen saldırının bir diğer konsepti, Türk hakim sınıflarının militarist sanayiyi geliştirme ve dünyaya pazarlama hamlesi olarak okunmalıdır. Kürt ulusal hareketi, soyulan, yoksullaştırılan Türk halk kitlelerinin şovenleştirilmesi için şeytanlaştırılmıştır. Ve Kürt hareketi ile seçim ittifakı yapan sosyal şovenler bu durumu terse çevirmek için herhangi bir politik çalışma dahi yürütmemiştir. Burada devrimcilere düşen görev, 2015’ten beri fiziksel ve siyasal tasfiyeye karşı amansız mücadele eden Kürdistan mazlumlarının devrimcilerine amasız fakatsız sahip çıkmak, şovenizme siyasal ve pratik olarak karşı durmaktır. Kürt ulusal hareketinin yapması gereken ise devrimcilerle her türlü anlamda hiyerarşi kurmadan devrimci dostluk temelinde ilişki kurmaktır. Kürdistan mazlumları, yoksulları, işçileri, Türk işçi ve emekçiler 2015 sonrası siyasal yarılmayı kendi siyasal temsilcileri reformist, oportünist ve şoven hareketler nedeniyle doğru okuyamamıştır.

2015 sonrası Türk hakim sınıfları kârlılığına kârlılık katmıştır. 2015 sonrası, ezilen ve emekçilerin temsilcilerine, Kürt ulusal hareketine demokratik olarak ön kapayıcı olan 12 Eylül AFC ürünü seçim barajı; Türk hakim sınıfları için sektörel sendika barajları ile beraber düşünüldüğünde en önemli koruyucu kalkanıdır. İşte 2015 sonrası HDP doğru bir politika ile bu seçim barajını parçalamış Türk hakim sınıfları ve TC devleti politik krize sürüklenmişse de sonrasında bu politik krizi, Türkiye Kuzey Kürdistan halk kitlelerine verdiği suni refah payından vazgeçerek kritik sermaye sektörlerini ise koruyarak, sınıf savaşına çevirmiştir. 15 temmuz adı verilen devletin yeniden yapılandırılma süreci, Kürt ulusal hareketine ve bilhassa Kürt ulusuna saldırı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfına politik ve ekonomik saldırı. Haziran direnişinde yankı bulan Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki sınıf savaşımının bir sonraki durağı sırasıyla 7 Haziran-1 Kasım, metal fırtına, 15-21 Temmuz, 6 Nisan referandumu, ve daha nice sönük gözüken süreç sınıf savaşımının sürecidir.Tayip Erdoğan avanesi ulusalcılarla beraber 10 Ekim öncesi ve sonrasında ciddi bir kitle kıyımına boşuna girişmemiş sanıldığı gibi siyasal olarak donuklaştırılan, kötü bir “iktidar” kavgası olarak okunan bu süreç hem hakim sınıflar arası savaşın hem de hakim sınıfların ezilen ve sömürülen halk kitlelerine karşı açtığı bir savaş olarak okunmalıdır. “Yeşil sermaye” denilen klik 20 yıllık süreçte daha cesur davranmış şimdilik girdiği her savaşı yara alsa da kazanmıştır. 2015 sonrası Sermayesini iyice büyütmüş ve güçlendirmiş hakim klik hâline gelmiştir.Kürdistan işçi sınıfı ve mazlumları ile Türkiye işçi sınıfı ve yoksulları bu sınavda sınıfta kalmışsa onun siyasal temsilcileri bundan azade değildir. 7 Haziran sonrası CHP’ye gönüllü yazılmış sosyalistler, HDP’deki yoksul tabanın temsilcileri ve sosyalistler bu süreci doğru okuyamamış, sınıf savaşında yenilmiş, devrimin kalbi olan sokağı vermiş meclisi almıştır. Doğrudur mecliste koltuklar kazanılmıştır ancak al mecliste koltuğu ver sokağı, ver itiraz alanlarını diyen Türk hakim sınıflarına gönüllü evet denilmiştir. 2. Enternasyonalin legalleşme taraftarı sosyalistlerinin ruhu 2015 sonrası Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da hortlamıştır. Tekelleşme hamleleri yapan işbirlikçi Türkiye sermayesi ve TC devleti, bir süre sonra istenildiği kadar legalleşilsin, Kürt ulusal hareketi ve bir avuç devrimci harekete yenilgiyi tam anlamıyla tattırırsa, legalleşmiş ancak tümden teslim olmamış bütün sosyalistleri devlet terörü ve hapishaneler süreci beklemektedir. Polis terörü, dava tehditleri, amansız baskıdan nasibini almamış sosyalistler muhtemelen bu süreçten hapishanelerde faşizm tahlili yapacak boyuta gelebilir mi hep beraber göreceğiz.

2015 sonrası faşist uygulama ve baskı süreci, ağır faşizm koşulları, meclisteki temsiliyet sebebiyle görmezden gelinmiş ve bu hata devrimci dinamikler barındıran herkes için yaralayıcı bir konuma yükselmiştir. İsviçre bankası Credit suisse’in küresel zenginlik raporu bu bağlamda incelenmeye değerdir. Türkiye ve dünyada zenginliğin azaldığını söyleyen rapor şunu kanıtlamaktadır: tüm dünyada gelişen muazzam tekelleşme, şu anki boyutuyla, aynı zamanda savaş bütçesine ayrılan para ile beraber düşünüldüğünde tüm dünyada savaş hazırlıkları hızla devam etmektedir. Raporda ayrıca Türkiyede azalan zenginliğin yanı sıra nüfusun %90’ında biriken paranın, nüfusun %10’unda biriken paraya eşdeğer olması Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da muazzam bir sınıfa karşı sınıf savaşı yürütüldüğünü, güdük “saray rejimi” adı verilen oysa gerçekte neo-ittihatçı, Kemalist, siyasal islamcı devlet geleneklerinin keşiştiği bir devlet siyasalında seçimle “saray rejimi” alaşağı etmenin Türkiye sermayesine karşı topyekün savaş açmakla kesiştiği, adına ne denilirse denilsin bu rejimin yarattıklarını ve bu rejimi alt etmek için demokrasiyi kazanmanın yolu devrimci mücadeleden ve devrimden geçmektedir. Yani hedef TC devleti Türkiye ve Kuzey Kürdistan sermayesi ve emperyalizmdir. Kuzey Kürdistan’da demokrasi sorunu devrimle iç içe geçmiştir. Emperyalizme bağımlılık, emperyalist burjuvaziyle sömürüden, doğanın talanından kapışılan pay, halk kitlelerinin en ufak talep ve beklentisinin acımasız baskı ve şiddet yöntemleriyle bastırılmasına sebep oluyor. Önder yoldaş Kaypakkaya’nın Türkiye faşizmine dair tahlilini yaptığı TC devletinin sınıfsal bileşeni o günün şartlarında Kemalist devlet modelini oluşturmuştu. Bu bağımlılık ve sömürüden pay kapma hasebiyle faşist diktatörlük Kemalizm adını almıştır. Çünkü küçük ve büyük ticaret burjuvazisi tarikatlardan, küçük burjuva faşist ittihatçılara, büyük burjuva soykırımcı, batıcı, modernist Atatürkçülere kadar hepsini bir potada birleştiren Kemalizmdi. Bugün siyasal İslam şimdiki durumu idare ederken, önder yoldaşın Ülkemiz faşizm tahlili esasında emperyalizme bağımlılık üzerinden şekillenirken, günümüzde bağımlılık boyut atlamış faşizm sürekli hâlde devam etmektedir. Faşizme, Emperyalizme ve Türkiye kapitalizmine karşı sosyalist devrim mücadelesi için silahlı zor ve ML tezlerin etrafında örgütlenmiş kitle hareketi elzemdir.

“saraylara savaş kulübelere özgürlük”, “sınıfa karşı sınıf savaşı”, “ya savaşlar devrimleri doğurur ya da devrimler savaşları önler” ,”Kırıntıları değil dünyayı istiyoruz” isimli sloganlarla cisimleşen sosyalist hareket teorisinden pratiğine, pratiğinden teorisine yarınların kurucusu olmak istiyorsa 5 temmuz 2023 tarihinde 2023 seçimleri ve sonrasına dair değerlendirme isimli makalede belirttiğimiz gibi Edirneden Kars’a, Akbelenden, Fırtına vadisine, Kaz dağlarından, Munzurlara direnen emekçinin, köylünün işçinin sesini duymak zorundadır ve hatta devrimci kopuşun sağlandığı 71-72 yıllarındaki gibi Anadolu havzasına, büyük fabrika Türkiye Kuzey Kürdistanın muhtelif her bölgesine gönderebileceği kadrolar yetiştirmelidir. Direnişler vesilesiyle kendisiyle halk kitleleri arasında kurulacak bağı ilmek ilmek işlemelidir. Tohum toprağa durmalı, fidanlar toprakta filizlenmeli. Kürt ulusal hareketi ve Türkiyeli sosyalist devrimcilerin yaslanacağı toprak, Anadolunun, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın her santimetre karesinde direnen halk kitleleridir. Buz kırılmış yol açılmıştır. Halk kitleleri kendilerini düzene yedekleyen millet ittifakı adlı zilletten uzaklaşmış, CHP bunu anlar anlamaz Özgür Özel, İmamoğlu kartını sahaya sürmüştür. Hakim sınıflar karşılıklı saflaşma sonrası Erdoğan’ın bir tarafta onursal liderliğini yapacağı, Kılıçdaroğlu’nun diğer tarafta onursal liderliğini yapacağı bir sürece 2026 yılına randevulaşmış ve şimdiden bunun politik dokusunu örmeye başlamıştır. Erdoğan ve arkasındaki klik seçim ekonomisini sürdürmek istese de eldeki iktisadi veriler bunun önceki dönemlere nazaran zor olduğunu göstermektedir. Hakim sınıflar arası kapışma bundan sonra daha sert olacağı için sosyalistler bu kapışmaya millet ittifakı adı verilen zillettin programından yana değil, millet ittifakının kendisinden kopuş yaşayıp fiili eylem ve direnişler örgütleyen halk kitlelerinin içerisinde onlarla beraber yazacağı program üzerinden TC sermaye devletini köşeye sıkıştırmalıdır. Faşizme karşı Komünistler diğer burjuva seksiyonları kendi programlarına ikna ederlerse başarının geleceği su gibi gerçektir. Diğer türlüsü yenilgiden yenilgiye yürümektir. Dizginlenemeyen veya hakim sınıflar arası çatışmada kaldıraç hâline çevrilen enflasyon, işçi ve emekçi halk kitlelerinin omuzlarına yüklenmişse eğer sınıf savaşımının seyrinin çok ciddi gelişmelere açık olduğu aşikardır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Türk ve Kürt halk kitleleri soyulmuş tavuğa çevrilmişse eğer, tüm dünyada çöküşü garantilenmiş neoliberalizm ve onun kadük demokrasisi temsili demokrasi, parlamentarizm de çökmüş demektir. Tüm dünyada faşistler, sağcı hareketler alttan halk kitleleri içerisinde örgütlenirken, bütün gelenekleri bozuma uğratan, neoliberalizmi de kadük bir biçimde hedef almaktadır. Yine tüm dünyada adına sol denilen, artık emek namına, işçi sınıfı namına tek cümle edemez hâle gelmiş yeni revizyonist sol hareketler ise parlamentarizme ve temsili demokrasiye iman etmektedir. İşin özeti sağ ve alttan örgütlenen faşist hareketler temsili demokrasi üzerinden neoliberilzmi hedef alıp onu yıkmaya çalışırken adına sol denilen yeni revizyonizmin ise temsili demokrasiye iman etmesi başka bir tartışma konusudur. Sömürü düzeninden toplumsal ve politik kurtuluşu sağlayacak esas mesele halk kitlelerinin, temsili demokrasi, parlamentarizm ve dolayısıyla emperyalizmin neoliberal politikaları ve komprador burjuvaziyle çelişkisine dair doğru orantılı mı yoksa ters orantılı mı politika yapılacağına bağlıdır.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın geleceği çelikten yoğruluyor-2

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Devrimci Demokrasi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin