1. Haberler
  2. HABER ARŞIV2
  3. Emekçi Mülteciler: “Biz Türkiye’ye alıştık, siz de bize alışın”

Emekçi Mülteciler: “Biz Türkiye’ye alıştık, siz de bize alışın”

featured
service

“Emekçi Mülteciler” belgeselinin galası Kadıköy Sinematek’te yapıldı. Doğrudan öznelerin aktarımlarına yer verilen belgesel, sığınmacılar konusunda nelerin yanlış bilindiğine dair önemli kayıtlardan biri.

Tuğçe Yılmaz – Melin Durmaz

Kadıköy Sinematek / Sinema Evi’nde gerçekleştirilen “Emekçi Mülteciler” belgeselinin gösteriminden önce konuşan Proje Koordinatörü Anıt Baba, göçmenlerle ilgili üç belgesel çektiklerini söylüyor.

Serkan Acar’ın yönetmenliğini üstlendiği filmler pandemi günlerinde göçmenlerin yaşadığı sorunlara, göçmen sanatçıların karşılaştığı güçlüklere ve son olarak emekçi göçmenlerin yaşadıklarına odaklanıyor.




“Emekçi Mülteciler”, İkitelli Ayakkabıcılar Sitesi‘nde açılıyor. Yönetmenliğini Serkan Acar’ın üstlendiği belgeselin anlatıcılarından biri olan Yusuf, eline küçük bir kamera alıp çekimleri de yapıyor.

Kendi çalıştığı iş yerinden başlayarak göçmen işçiler arasında bir gezintiye çıkıyor ve esasen çok önemli ve yakıcı gündemlere değiniyor.

“Aramızda Türkmenler, Araplar ve Kürtler var”

Yusuf’un da işaret ettiği temel ayrımlardan biri şu: “‘Suriyeliler’ olarak tanımlanan grup tek bir kişiyi ya da milleti kapsamıyor. Aramızda Türkmenler, Araplar ve Kürtler var.”

Yusuf, Türkmen bir Suriyeli olduğu için başlangıçta konuştuğu işçiler de Türkmen. Anadilleri Türkçe olduğu için Türkiye’ye “uyum” konusunda çok zorlanmadıklarını ve Arap Suriyelilere göre -görece- daha şanslı olduklarını söylüyor. Türkçe bilmek, hanelerine bir artı olarak yazılıyor.

Anadili Arapça olan göçmenlerden biri ise şunları kaydediyor: “Türkçe öğrenmeden önce sadece ‘Tamam’ diyebiliyorduk. Dolayısıyla bir itiraz hakkımız da olmuyordu. Şimdi Türkçe konuşabildiğimiz için bizden istenilen bazı şeylere itiraz edebiliyoruz.”

Yine devlet nezdinde Türkiye’nin göçmenlere “maaş” vermesi, yardım ettiği gibi gündemler özellikle ırkçı saiklerle çok tartışıldığı için Yusuf bunun da üzerine gidiyor. Burada göçmenlerden duyduğumuz cevap şu: “Sorma, çok yardım ettiler.”

İronik bir şekilde bu soruya yanıt veren göçmenlerle aramızda ortak bir yan daha var: Göçmenlere de üçüncü çocuklarını yaptıktan sonra destek vereceğini söylüyor devlet. “Kim olursan ol, gel” değil, üç çocuk yap öyle gel diyor yani hepimize.

“Türk işçiler ‘Ben çalışmam’ diyebiliyorlar, biz diyemiyoruz”

Belgeselde yer alan Türkmen Suriyeliler’in Türkiye’ye daha çabuk alıştıkları anlatımlarına da yansıyor. Ancak onlar arasında da elbette sınıfsal bir gündem ve gerilim var.

Bir işçi şunları kaydediyor: “Türkmen de olsan günün sonunda ‘Suriyeli’sin’. Burada da devreye şu giriyor: Türk işçiler ‘Ben bu işte, bu koşullara çalışmam,’ diyebiliyorlar. Biz diyemiyoruz. Mülteciysen böyle bir hakkın yok. Türk işçiler haklarını biliyor. Biz bilsek de söyleyemiyoruz, o işten ayrılamıyoruz.”

Sinematek’teki belgesel gösteriminin ardından yönetmen ve belgeselde yer alan göçmenler, izleyicilerin sorularını cevapladı.

Yönetmen Serkan Acar, projenin üçüncü filmi olan “Emekçi Mülteciler” belgeselinde göçmenlerin toplumların omuzlarına yük ve sıkıntı kaynağı olarak işaret edilmesine binaen, kadrajı onlara çevirerek onların hikâyelerini anlatmak istediklerini belirtiyor:

“Türkiye’deki milyonlarca mültecinin hakkındaki kara propagandaya ve devletten para aldıklarına dair iddialara bir yanıt verilmesi gerekiyordu. Biz bunu öznelerle ve görsel materyallerle yapmak istedik.”

“Mesela bana şunu sorsunlar: Halep’te en güzel yemek nerede yenir?”

Belgeselin anlatıcılarından Yusuf, bir coğrafyanın her öznesinin “eşitlenemeyeceğini” söylüyor:

“Beş parmağın beşi bir değil. Bence bizi böyle görmeye bakın. Ben Türkiye’ye geldiğimde ilk merak ettiğim şey ‘Bu insanlar hangi şarkıları dinler? Türkiye’de hangi ilin yemeği daha lezzetlidir?’ gibi şeylerdi. Ben Türkiye’de yaşayan insanların bu soruları bana da sormasını istiyorum. Mesela bana şunu sorsunlar: Halep’te en güzel yemek nerede yenir?”

Belgeselde yer alan göçmenlerden Hüseyin, Türkiye’ye alıştığını, Türkiyelilerin de onlara alışması gerektiğini söylüyor:

“Türkiye’ye alıştık artık, kendimizi yabancı hissetmiyoruz. Ama haberleri gördüğümüzde herkes mültecilere kötü davranıyor. Hayretle izliyoruz. ‘Bu insanlar 14 yıldır bize alışmadı mı?’ diyoruz.”

Göçmenlerin gündemlerinden biri de sosyal medyada dolaşıma giren “Sessiz İstila” filminin fragmanı. Göçmenler, fragmanın dahi korkutucu ve gülünç olduğu konusunda hemfikir.

Züleyha Gülüm: “İşverenlere karşı bütün işçiler kardeştir”Belgeseli bizimle birlikte izleyen iki milletvekili var: Erkan Baş ve Züleyha Gülüm.Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’e bu kez HDP’nin göç politikasını değil, belgeselle ilgili düşüncelerini soruyoruz. Gülüm şunları kaydediyor:”Belgesel, mülteci emekçilerin ne yaşadığını göstermesi açısından çok önemliydi. Mülteci bir işçinin şu aktardıkları da çok önemliydi: ‘Türkiyeli işçiler kalmıyor, hatta maaşlarını bile almadan çekip gidiyorlar.’ Bunu işverenlerden biir olumlu bir şey gibi anlatıyor; ama baktığımızda emek sömürüsünü anlatıyor. Suriyeli mülteciler -kendi söylemleriyle de- asgari ücretin altında çalışmaya zorlanıyorlar, mobbing’e maruz kalıyorlar.”Özellikle kadın işçiler tacize ve cinsel saldırıya maruz kalıyor. Emek sömürüsü ve hak gaspı mülteciler açısından çok daha yoğun. İşverenler, onların bulundukları koşullardan yararlanıyor elbette.”Asgari ücretin altında kimse çalıştırılmaz; ama mülteciler çalıştırılabiliyor. Bu aslında sınıfsal çelişkinin mülteciler açısından ne kadar başka bir noktada olduğunu gösteriyor.”Tersine bir düşmanlık hattı Gülüm, bir sonraki filmin göçmen kadın işçilerle olması temennesiyle sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Türkiyeli işçiler ve mülteci işçiler arasındaki ortak mücadele hattının nasıl kurabileceğinin, nasıl birlikte örgütlenilebileceğinin tartışılması gerekiyor. Şu anda tersine bir düşmanlık hattı örülüyor. Sanki meselelerin kaynağı mültecilermiş gibi bir görüntü yaratılmaya çalışılıyor. Oysa işverenlere karşı bütün işçiler kardeştir. Belki bu belgeselden çıkarabilecek en büyük ders de budur.”Evet kadın işçilere yok yer verilememiş, olanaklar bunlarla sınırlıymış. Belki bir sonraki film de göçmen/mülteci kadın emeği hakkında olur. Çünkü kadınlar dünyanın her yerinde, her kimlikle erkeklerden çok daha ağır koşullarda yaşamak zorunda kalıyor. Özellikle mülteci bir kadınsanız.”

(TY/MD)

Tuğçe Yılmaz

“1 Mayıs 1977 Kayıplarını Yakınları Anlatıyor / 1 Mayıs 1977 ve Cezasızlık” dosyasında araştırmacı, muhabir, editör ve yazar olarak yer aldı. bianet, 5Harfliler, K24, Gazete Karınca ve 1+1 Forum gibi mecralarda yazı, söyleşi ve haberleri yayımlanıyor. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümü mezunu. 1991, Ankara doğumlu.

Melin Durmaz

Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümü öğrencisi. Üniversitenin ilk yılında, 1 sene boyunca, okulunun Medya Merkezi’nde kısmi gazeteci olarak çalıştı. Haber ve haberciliği toplumsal boyutlarıyla ele alma konusunda gelişmek için sosyoloji ile ilgileniyor, bir yandan yüksek lisansa hazırlanıyor ve MozartCultures için içerik üretiyor. Atölye BİA 14-28 Aralık 2020 “Temel Gazetecilik Atölyesi” katılımcısı.

Emekçi Mülteciler: “Biz Türkiye’ye alıştık, siz de bize alışın”

“Emekçi Mülteciler” belgeselinin galası Kadıköy Sinematek’te yapıldı. Doğrudan öznelerin aktarımlarına yer verilen belgesel, sığınmacılar konusunda nelerin yanlış bilindiğine dair önemli kayıtlardan biri.

Tuğçe Yılmaz – Melin Durmazİstanbul – BİA Haber Merkezi19 Mayıs 2022, Perşembe 00:08

  Kaynak:bianet.org

Emekçi Mülteciler: “Biz Türkiye’ye alıştık, siz de bize alışın”

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Devrimci Demokrasi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin