1. Haberler
  2. HABER ARŞIV2
  3. ULUSAL SORUN ÜZERİNE

ULUSAL SORUN ÜZERİNE

featured
service

Ali Geçgel

Stalin, Lenin’ in ” burda bizim üstün bir Gürcümüz var “dediği, yapıtı, ” marksizm ve ulusal sorun ve sömürge sorunu” na başlarken ifade ettikleri şu cümleler, adeta bugün ki süreci çok açık tanımlandırıyor :

” RUSYA DA karşı- devrim dönemi yalnızca ” yıldırım ve ve gök gürültüsü “nü değil, hareket karşısında düş kırıklığını, ortak güçlere inançsızlığı da getirdi. ÖNCELERİ “parlak bir geleceğe” inanılmıştı ve insanlar, MİLLİYETLERDEN BAĞIMSIZ OLARAK, BİRLİKTE SAVAŞIYORLARDI: Herşeyden önce ortak sorunlar! Daha sonra İÇE BİR KUŞKU GİRDİ ve insanlar, HERKES KENDİ ULUSAL SAVAŞINA dönmek üzere, birbirinden ayrılmaya başladılar: kimse kendisinden başka kimseye güvenmesin! HER ŞEYDEN ÖNCE “ULUSAL SORUN “!(Stalin. Marksizm ve ulusal sorun. Ve sömürge sorunu. Sf. 7- 8. Sol yy.)

Stalinin bu cümleleri bana; 12 eylül 1980 sonrası, Faşist diktatörlüğün dönemsel sözcüsü, faşist cuntanın , şiddetini dahada artırdığı , ” yıldırım ve gök gürültüsü” dönemini anımsattı. Başta corafyamızın iki devrimci gurubu ; “muhtarı ve birinci azası “nın( DY ve HK) savrulduklarını gördük, ardından diğerleri geldi. Ben KAYPAKAYA NIN ardıllarına gelmez diyordum. Yanılmışım: En büyük hasarı” 3 kongereciler” yaşasa da , diğerleri de bu tasfiyeci süreçte ciddi etkilenmelere maruz kaldılar diye düşünüyorum. Nalet olası ” yıldırım ve gök gürültüsü ” nün yarattığı tasfiyeci süreç yetmezmiş gibi; birde biyolojinin vurduğu felç, hareket olanağımı kısıtladı, en önemli organımı göz damarlarımı çatlattı. Üstelik hiç ummadığım ” ulusal sorunun”, gündemimize yeniden bu şekilde geleceğine beklemediğim bir anda…. Genel olarak, kitap formatında belirttiğim yazılarda, ulusal soruna ilişkin yazılarım olmasına karşın, Arkadaşların yazılarını şaşkınlıkla karşıladığımı söylemeliyim. Bu yüzden Leninin dediği gibi, kısacada olsa, ” ayrılık yanlarımı( koşullarımdan dolayı) -kalınca olmasada – çizmeye” çalışacağım. Yeniden Staline dönersek, Stalin karşı – devrimin harekete getirdiği ” düş kırıklığını” nın sonucunu ” ortak güçlere inansızlığı ve MİLLİYETLERDEN BAĞIMSIZ ÖRGÜTLEMEYİ ” ortadan kaldırdığını ” söyleyerek, bu durumu yılgınlığın getirdiği bir sapma olarak değerlendiriyor. Aynı değerlendirmeye ” burda bizim üstün bir Gürcümüz var” ( Lenin’in Gorki ye yazdığı mektup!) Lenin’in katılmadığını düşünmek mümkün değil… Arkadaşların ise kavradığım kadarıyla ” Aynı düşünen iki farklı komünist partisini gerek olduğunu” bunun bu güne kadar savunulan parti anlayışından farklı olduğunu belirttiklerini görüyorum.

Belki, Stalin’den verdiğim alıntıyı beğenmeyen arkadaşlar olur kaygısıyla, bir alıntı da Leninden vermeyi düşünüyorum. İşte Leninden parti anlayışı : ” (……) parti, federatif yapıda olmamalı, ULUSAL, SOSYAL – DEMOKRATİK GURUPLAR KURMAMALIDIR ; belli bir bölgede her türlü ULUSAL TOPLULUĞUN PROLETERLERİNİ BİRLEŞTİRMELİ , propaganda ve uyarma çalışmalarını, yerel proleteryanın kullandığı tüm dillerde yürütmeli, yerel ve bölgesel parti ve örgütlerinin özerkliğini tanımalıdır.”( ulusal sorun ve ulusal kurtuluş savaşları. Sf.101. Sol yy) Daha sonra yeniden döneceğimizden şimdilik bu iki alıntıyla yetineceğiz! Arkadaşlarımız başarısızlığmızı , ” Kürdistan komünist hereketi nin görevlerini üstümüze almaktan kaynaklandığını” söylüyorlar.(sf.300) Tanımayanda ” her görevi yerine getirmişler de bir fıstıki yeşilleri kalmış sanır. Yapmayın arkadaşlar Türk kesmin de gürül gürül örgütlendiniz de , sadece bir kusur unuz Kürdistan da örgütlenememek mi? Bu konuda söyleyeceklerimi saklı tutuyorum. 1. Kongre belgelerini okuyanların bunları nasıl söylediğini anlamış değilim. ” ÇKP 1921 de kurulur ve aynı yıl demir yolu işçilerini örgütler ve 22- 23 te bütün ülkede demir yolu işçileri greve gider.( Mao. C.1. Sf.20. Diren yy) Yine Stalin ÇKP yi değerlendirirken: ” (…) 60. 000 üyeli, 3 milyon işçiyi sendikalarda örgütleyen, milyonlarca milyonlarca köylüyü uykudan uyandıran, on milyonlarca köylüyü devrimci köylü birliklerinde örgütleyen _bir partidir ÇKP ” diyor.( Stalin. C. 10. İnter yy)

İşte Mao Zedung, işte siz.” Dersimde, Babamızın evinden çıkamadık ,”demiyorsunuz da, “Kürdistanda örgütlenemedik” diyorsunuz. Birde başkasını ” Mao’ cu ” olmamakla suçluyorsunuz. Mao’ nun ismini en son kimlerin anması gerektiğini Mao’ dan ve Stalin’den verdiğim örnekler çok açık göstermiyormu ?… şimdi tek tek sizin iddialarınızdan öte, kendi ulusal soruna bakışımı bir kez daha belirtmeye çalışacağım. Biliyorum ki yazmasam; ” yazıp gönderseydi yoldaş” diyeceksiniz! Yazıp göndersem ” bizim görüşümüz ayrı, böyle değil” demekle yetineceksiniz, ama ben yinede, bir kez daha yazmanın ” “yazıp göndermedi” dedirtmeden daha iyi olduğunu düşünüyorum….

Ulusal soruna bakış

Bana göre arkadaşların ulusal sorundaki handikapları ; Stalinin dediği gibi ” bir kapıyı çalıp, başka kapıyı açmaları” dır. Bunun diğer bir adıda eklektizmdir.

Dikkatli okunduğunda, görülecektir ki, arkadaşlar ulusal sorunun ikinci asaması, Emperyalizm ve proleter devrimleri çağından bahsederken ; ulusal mücadelenin birinci dönemine ulusal meselenin bir devletin iç meselesi olduğu döneme, ulusal meselenin pazar meselesi olduğu döneme ve dolayısıyla, ulusal pazar ile birlikte ulusal devletlerin kurulması dönemine geri dönüyorlar. Dikkat edilecek olunursa; arkadaşların bu güne dair verdikleri alıntılar, Stalinin ulusal sorununun bir devletin iç meselesi olduğu döneme ait alıntılardır. “Doğruyu söylemenin yetmiyeceği, önemli olan doğruyu doğru yerde söylemek gerektiği” deyimini arkadaşlar hiç duymamışlar galiba. Tıpkı Engels’in köylü savaşlarında dine karşı söylediklerini sık sık tekrarlamayı maharet sanan,” fakat bu süreç çoktan geçti” ( C. 11. Sf.456) diyen Leninden bahsetmeyen küçük – burjuva idalisteri gibi, arkadaşlarda ulusal sorunun birinci aşamasını tekrarlamayı maharet sanıyorlar. Bir başka şeyde “İbrahim yoldaşı inkar ediyorlar” kaygısı ve geri tabana göğüs gerememe korkusundan kaynaklı:

Stalin’le Yugoslav komünisti Semiç arasındaki polemikte, Stalinin değil, Semiç’in saflarında yer alıyorlar. Geçerken değinmek isterim, bizdeki ayrılık ve muhalefet etme tarzı ” İbrahimi reddediyorlar” kaynaklı olduğu için, rüzgar ekenler genellikle fırtına biçiyorlar. Bu reddetme ibrahim yoldaşı ileri taşıma mı ,geri taşıma mı kimse bunu tartışmıyor. Bir gerçeğin altını daha çizmek gerekir, hepimiz bir anlamda, daha 75- 76 da bu “inkarı” hep beraber yapmadık mı? Seçme yazılar bunun kanıtı değilmi? Ayrıca sosyo – ekonomik yapı? vs. vs…. Bir şey daha belirteyim: M. Suphi ve onun TKP’si hakkında ne biliyoruz. Bu gün M.Suphi hakkında onlarca kaynak yayınlandı. Bu kaynaklar 50 yıl önce yoktu….

Stalin’le Semiç polemiğinde kimin safında yer almalıyız?!!

Semiç, Stalinin, 1912 yılındaki yazığı, ” ulusal savaşım, burjuva sınıfların kendi aralarındaki bir savaşımdır” yazısından alıntı verir. Tıpkı ibrahim yoldaş ve bugün ki arkadaşların yaptıkları gibi! Ama Stalin yoldaş, Semiç in bu saptamasına bakın nasıl karşı çıkar. Stalin’le Semiç arasındaki polemik, bana göre ulusal mücadelenin mihenk taşıdır!.. Bunun için bu güne kadar yaptığım, alıntıları kısaltarak verme yerine, olduğu gibi vereceğim. Onun için arkadaşların sabrına sığınıyorum. İşte Stalin’in Semiçe yanıtı:

” Ama Stalin in broşürü emperyalist savaştan önce, ulusal sorunun Marksistlerin gözünde henüz dünya çapında bir sorun olmadığı ve Marksistlerin kendi kaderini özgürce tayın hakkına ilişkin temel istemlerinin, proleter devrimin bir parçası olarak değil; ama burjuva demokratik devrimin bir parçası olarak değerlendirildiği sırada yazılmıştı.”( Stalin. Ulusal sorun ve sömürgeler sorunu. Sf.186. İnter yy.)

İşte , Stalinle semiçin arasında kavranmayan halka! kapitalizmin serbest rekabetçi döneminde ulusal hareket burjuva demokratik devrimin bir parçası iken; emperyalizm döneminde değişiklik geçirerek, dünya çapında bir sorun, proleter devrimin bir parçasına dönüşmüştür.

Bunun ne anlama geldiğinide Stalin’e soralım: ” Bu nedenle ben, semiç yoldaşın, ulusal sorunu meselesinin özü itibarıyla bir köylü sorunu olarak değil de ÇEŞİTLİ MİLLİYETLERİN BURJUVAZİLERİ ARASINDA BİR REKABET SORUNU OLARAK GÖRME girişiminin ardında, ” ulusal hareketin içsel gücünü küçümseme ve derinden derine halkçı, derinden derine devrimci karekterini anlamamanın yattığını düşünüyorum.” ( Stalin. Ulusal sorun ve sömürge sorunu. Sf.187. İnter yy) Ulusal sorunu “pazar” sorunu olarak görmek, çeşitli milliyetlerin burjuvazileri arasında bir rekabet sorunu olarak görmek” pazar – işte, genç burjuvazi için ana sorun. Genç burjuvazinin ereği ,metanın pazara sürmek ve bir başka milliyetin burjuvazisi ile rekabetten zafer kazanmış olarak çıkmak”(sf.256.) arkadaşların mantığı bu! Bu mantık hala semiç gibi, Stalinin 1912 deki yazdığı yazıya yollamada bulunmak, Mekan ve zamanı dikkate almayan Semiç in safında olmak ve Stalini kavramamaktır. “Ulusal hareketin sosyal içeriği nedir” sorusunu soran Semiç, tıpkı arkadaşlar gibi düşünüyor: ” Bu sosyal içerik, bir yanda Sırp semayesinin ve öte yanda Hırvat ve Sloven sermayesinin rekabet mücadelesidir. ( age. Sf.184) Stalinin Semiç e verdiği cevap çok ilginç: ” Sloven ve Hırvat burjuvasinin Sırp burjuvazisiyle rekabet mücadelesinin burada belli bir rol oynamaktan geri kalamıyacağına kuşku yoktur. AMA ulusal hareketin sosyal içeriğini çeşitli milliyetlerden burjuvazinin rekabet mücadelesinde gören bir insanın, ulusal sorunun özü itibarıyle bir köylü sorunu olarak görmeyeceği de aynı şekilde yadsınamaz.( age. Sf.185) Burjuvalar arasında bir rekabetin , ” belirli bir rol oynamaktan geri kalmayacağına kuşku” duyulmasa da, bu rol, emperyalizm ve proleter devrimleri çağına damgasını vuran, köylü devriminin niteliğini belirlemez. Bu devrimin özü rekabet değil, köylü sorunudur.

Şimdi yine ” Lenin’in üstün Gürcüsüne dönelim: ” Yerel bir sorun, devletin bir iç sorunu olmaktan çıkıp,( pazarsa bir devletin iç sorunudur- bn-) BİR DÜNYA SORUNU, sömürgeler ve bağımlı milletlerin EMPERYALİZME KARŞI savaşımı sorununa dönmüş bulunduğu şu anda ULUSAL SORUNUN ÖZÜ NEDİR? Ulusal sorunun özü bu gün, sömürgeler ve bağımlı milliyetler halk yığınlarının mali sömürüye karşı savaşımıdır, (…..) ( aynı yerde.) Devamla bizim yukarıda sorduğumuz soruyu, bu kezde Stalin sorar: ” Burada söz konusu olanın, esas olarak bir milliyetin burjuvazisinin diğer milliyetlerden burjuvaziyi rekabet mücadelesinde yenmesi yenilmesi değil, ama egemen milliyetin emperyalist gurubunun büyük kitleleri ve herşeyden öncede sömürgelerin ve bağımlı halkların köylü yığınlarını sömürüp ezmesi ve onları ezip sömürür ken, böylece onları emperyalizme karşı savaşımın içine çekip proleter devrimin müttefikleri durumuna getirmesi olduğu açıktır.(….) ( Stalin. Ulusal sorun ve sömürgeler sorunu. Sf. 185. İnter yy) Görüldüğü gibi emperyalizm ve proleter devrimleri çağı, ulusal sorunu , burjuva milliyetlerinin kendi aralarındaki rekabete indirgemez, ezilen ülkenin köylü kitlesini emperyalizme karşı savaşmak için örgütler ve bu mücadeleyi proleterya diktatörlüğünün bir parçası olarak ele alır. Günümüzde ” Ulusal savaşım, burjuva sınıfların arasında bir savaşım değildir”….

“Bütün iktidar ulusal burjuvaziye” sloganının yerini, ”Bütün iktidar ezilen sınıfın emekçi yığınlarına aldı” Ekim devrimi ve emperyalist savaş gösterdi ki ” tam bir yenilgiye uğrayan ” ulusal hükümetler”, ” kendi ” işçi ve köylülerine karşı, batının emperyalistlerini, bütün dünyada küçük ulusların kıdemli sömrücülerini ve zalimlerini yardıma çağırmak “zorunda” kaldılar.”( Stalin. Marksizm ve ulusal sorun. Sf.89. Sol yy)

Bu dünyadaki ulusal soruna bakış açısını da değiştirdi. Zaten başından bu yana ulusal soruna bakışta, iki ayrı bakışın olduğu biliniyordu. Çeşitli sınıflara mensup ulusun çıkarıyla, işçi sınıfının çıkarı bir ve aynı olurmuydu? Bir kez daha bu gerçeği emperyalist savaş ve ekim devriminde yaşanan pratik gösterdi ki; “

Ulusal burjuvazi , ” kendi halkını” ulusal baskıdan kurtarma peşinde değildi. O sömürüsünün özgürlüğünün, semayesini koruma özgürlüğünün peşindeydi. ” o zaman bütün açıklığı ile anlaşıldı ki, EMPERYALİZM İLE BAĞLAR KOPARILMA DAN EZİLEN ULUSUN BURJUVAZİSİ DEVRİLMEDEN VE İKTİDAR, BU ULUSLARIN EMEKÇİ YIĞINLARININ ELİNE GEÇMEDEN EZİLEN ULUSLARIN KURTULUŞU DÜŞÜNÜLEMEZ.”( Stalin. Marksizm ve ulusal sorun. Sf. 89. Sol yy.)

İşte ,günümüzde ulusal sorunun gelinen son aşamasının durağı burasıdır. ulusal sorunun ikinci evresi olan, emperyalizm ve proleter devrimler çağındaki ulusal soruna damgasını vuran, son aşama böyle ifadesini bulur. Hangi niyetle olursa olsun, ulusal sorunun bugün ki aşamasın dan( ikinci evresin den) bahsederken, birinci evresi için verilen örnekler eklektizmdir… Ve yine Staline dönelim: ” Ve böylece ” BÜTÜN İKTİDAR ULUSAL BURJUVAZİYE ” sloganıyla ulusların kendi kaderini serbestçe tayın etme hakkı konusundaki eski burjuva kavramın maskesini, devrimin bizzat seyri düşürdü ve bu kavram bir kenara atıldı.” BÜTÜN İKTİDAR, EZİLEN ULUSLARIN EMEKÇİ YIĞINLARINA” sloganıyla ulusların kendi kaderlerini serbestçe tayın etme hakkı konusundaki sosyalist kavram, tüm uygulanma haklarını ve olanaklarını kazanmış oldu.”( Stalin. Aynı yerde) Bu, ekim devriminin, eski burjuva ulusal kurtuluş hareketlerine, son verdiğini gösterir.

Bu ekim devriminin, önceki ulusal sloganı , ” bütün iktidar ulusal burjuvaziye” sloganını, ulusal burjuvazinin elinde alıp, ezilen ulusun işçileri, köylülerine verip, onları her türlü baskıya, bu arada ulusal baskıya, ” kendi” burjuvazisinin iktidarı ve yabancı burjuvaziye karşı, genel olarak emperyalizme karşı yeni sosyalist çağın sosyalist hareketini yaratmasıdır. Stalin’in dediği gibi: ” Böylece ulusal sorun, ulusal boyunduruğa karşı savaş gibi ÖZEL BİR SORUN OLMAKTAN ÇIKIYOR, ulusların sömürgelerin ve yarı- sömürgelerin EMPERYALİZMDEN KURTULUŞU GENEL SORUNU HALİNE GELİYOR.( Stalin. Marksizm ve ulusal sorun. Sf. 91. Sol yy.) Arkadaşlar Stalinin dediği gibi; ulusal sorun ile iktidar sorunu arasındaki çözülmez bağı anlamamış olmalarından” ve “ulusal boyunduruğa karşı savaşın özel bir sorun olmaktan çıktığını göremediklerinden”, ikinci bir parti daha kurmanın elzem olduğunu düşünüyorlar. Keşke düşünmekle kalsalar ; buna karşı çıkmanın sosyal şovenistlik olacağını söylüyorlar.

Günümüzde sadece ulusal burjuvazinin sağ kanadı değil; bir zamanlar halkçı olan sol kanadı da devrimciliğini yitirmiştir. Bu konuyu üçüncü enternasyonal belgeleri şöyle değerlendiriyor: ” (…) Çin devriminin ilk aşamasında muazzam olumlu rol oynayan Sun- Yat- Senizm, Çin devriminin ileri ki akışı sırasında ilerleyen sınıfsal ayrışma ile birlikte, devrimci gelişimin ideolojik biçimlerinden biri olma konumundan çıkarak devrimi alıkoyan zincir durumuna geldi.( III.enternasyonal . 1919- 1943. Belgeler.sf.186. Belge yy) [ Genelde, kürt milliyetçilerinin ve karşı- devrimci Troçkistlerin, yoldaş Staline hakaret etmeyi , ilke edindiklerini bildiğimden Leninin 1913 te Gorkiye gönderdiği mektubu” bizim burda üstün Gürcümüz var” dediğini hatırlatırım !( Leninin, sosyal- demokrat no 32 de “RSDİP sinin ulusal programı ” ve ulusların kendi kaderini tayın hakkı sol. yy) ]

Komünistler Pilsudski yi niçin desteklemez ? PKK günümüzün Pilsudski si değilmi?!!

Şüphesiz ki Lenin’in dediği gibi “her benzetme biraz topallar”. Pilsudski ve PKK benzetmesi de öyle ! Ama burada esas olan mesele söylemi ne olursa olsun, devlete yönelmeyen, devleti sağlamlaştırma için verilen mücadele desteklenmez. Dün devletin sağlamlaştırılması için Pilsudski’ nin konumu ne ise, bu gün PKK’ nin konumu aynı dır.

Dün Komünistler Pilsudski’ nin ” HEDEFİ, BURJUVA DEVLETİNİN SAĞLAMLAŞTIRILMASI, STABİLASYONU” olduğu için Pilsudski’yi desteklemezken, bugün kendilerine komünistim diyen arkadaşlar aynı komünist ilkeyi çoktan rafa kaldırmışlardır. Ayrıca bu ilkeye sahip çıkan arkadaşlarada sosyal – şoven damgası vurmayıda unutmuyorlar

Ayrıca komünistlerin başka bir ilkeside anti- faşist hareketlerin desteklenmesidir. Bütün bunları hiçe sayan arkadaşlar, geri kitlelerin “Rojava” ajitasyonu ile anti – faşist ilkeyi , subjektif niyetleri ne olursa olsun perdeliyorlar. Şimdi bu iki iddiamızı kanıtlamak için Öcalanın ne dediğine ve ona karşı çıkmayan hareketine bakalım: =

Öcalan ve PKK burjuva devletin yıkılmasına karşımı çıkıyor?

Komünistlerin bir hareketi desteklemesi için ; o hareketin ” burjuva devleti desteklemesi ve stabilasyonu” için çalışmaması gerektiği”( Stalin. C. 8. Sf.147. İnter yy) bilinir. Ayrıca faşizme karşı birleşik cephenin mimarı, komünist enternasyonalin başkanı Dimitrov’ da, anti – faşist olmanın ilkelerini şöyle sıralar: ” Bu parti tröstlerin ve bankaların partilerine, ve gelişen faşizme karşı çıkmalıdır. Hiç şüphesiz, böyle bir parti ne sosyalist, nede komünist bir partidir. Ama faşizme karşı bir parti olmalı, komünizme karşı bir parti olmamalıdır”. ( Dimitrov. Birleşik cephe. Sf.89. Kaynak yy)

Oysa Öcalan ve PKK si hiçte öyle düşünmez: ” AKP yi on yıldır ayakta tutan benim. Biz AKP yi çıkaran gücüz”.( Öcalan imralı notları. Sf.17.Weşanen mezopotamya yayınları. Birinci baskı.) ” PKK nın gücü Erdoğanın yaşamasını sağladı. Biz önlemesek çoktan gitmişti”( age. Sf. 184) ” Ben devleti yeniden inşa ediyorum.( age. Sf.135) ” Bizim sunduğumuz öneri devleti büyütme sağlamlaştırma formülü” ( age. Sf.346) “ öyle bir proje ileteceğiz ki PKK silahları bırakıyor, kamu düzeninin bir gücü haline geliyor.“( age. Sf.384) “ Ben Türk devletine karşı değilim güvenliğine karşı çıkmıyorum“( age. Sf.447. Daha onlarca alıntı verebilirim. …. Şimdi bu alıntılarlar , Stalinin dediği gibi ;” burjuva devletin sağlamlaştırılması ve Stabilasyonu” nunu gösteren alıntılar değilmi? Öcalan ve onun PKK sinin anti – faşistlikle, Dimitrovun belirttiği: ” Tröstlerin ve bankaların bankasına karşı olmak, faşizme karşı bir parti olmakla” ne alakası var? Yine Öcalanın Kemalizme övgüsü, faşizmle komünizmi bir görmesi feodal eksenli ( din) çözüm önerisi vs.vs. anti – faşit bir örgüt olduğunumu gösterir?…

Pilsudski benzerliği

” Pilsudski’nin, Polonya’da devrim, devrim davasın dan yana, köylülükten yana ve toprak sahiplerine karşı, işçilerden yana ve kapitalistlere karşı, Polonya’nın ezilen milliyetlerinin özgürlüğünden yana ve Leh şövenizmine ve faşizmine karşı olduğu söyleniyor. Bu yüzden Pilsudski nin Komünistlerce desteklenmeyi hakettiği söyleniyor.( Rojava ajitasyonuna ne kadar benziyor!!!- bn-) Bu tamamen yanlıştır yoldaşlar !”( Stalin. C. 8 . Sf.146.147) Stalin bu desteği hak etmemenin nedenini , pilsudskinin küçük – burjuva hareketinin hedefinin;” burjuva devletinin sağlamlaştırılması ve stabilasyonu” olduğu için bu hareketin desteklenmediğini söylüyor. Oysa işçiler ve köylüler Pilsudski’nin mücadelesi ile kendi durumlarının esaslı biçimde değişeceğini umudunu birleştiriyorlar. Stalin ve diğer Komünistler, bugün ki gibi ,geri kitlelerin seviyesine düşmüyorlar. Ucuz ajitasyon peşinde koşmuyorlar. “Kitleler” popülizmi yapmıyorlar. Stalin bu konuda şunları söylüyor: ” Thallmann yoldaş bu makalede Pilsudski birliklerinin desteklenmesi şiarını atan Polonya komünistlerinin pozisyonunu inceliyor ve bu tavrı devrimci olmamakla eleştiriliyor.( tıpkı arkadaşların sosyal – şövenlikle eleştirdiği gibi – bn-) Thalmann yoldaşın eleştirisinin mutlak doğru olduğunu malesef tesbit etmek zorundayım. Polonyalı yoldaşlarımızın bu örnekte çok kaba bir hata işlediklerini tesbit etmek zorundayım.( stalin. C. 8 . Sf. 149. İnter yy) Konu tartışmalı bir konu olduğu için, kendi söylemlerim yerine, Stalin’in söylemlerine, bilinçli olarak daha ağırlık verdim. Ayrıca Stalin’in C. 8 deki Polonya sorunu üzerine makalesi, bu gün PKK sorununa üzerine ışık tutuğu için, baştan sona okunmasını öneririm. Sonuç olarak, Leninin ” üstün gürcüsü”nün şu sözleriyle noktayı koymak isterim:

ulusal sorun, ulusal boyunduruğa karşı savaş gibi özel bir sorun olmaktan çıkarak, ezilen halkların, sömürgelerin ve yarı – sömürgelerin empeyalist sömürüden kurtuluşu genel sorunu haline getirerek bunun alanını genişletmiştir.( Stalin. Marksizm ve ulusal sorun. Sf.92. Sol yy.)

Hala meseleyi bir devletin iç meselesi olarak gören, hala meseleyi pazar meselesi olarak gören, emperyalist sömürüden genel kurtuluş sorunu olarak görmeyenlerin ulusal sorunun geldiği aşamayı doğru kavradıkları söylenebilinir mi?.. Bir kapıyı çalıp, başka kapıyı açmakla doğru tesbitler yapılır mı? Doğruyu belirleyenin koşullar olduğu unutulursa; somut şartların somut tahlili yapılırmı?..

Semiç le Stalin arasındaki polemikte Mao da Stalinin safında yer alır

Mao bu konuda şunları belirtir: ” Semiç, Stalinin 1912 yılı sonunda yazılan marksizm ve milli mesele yazısındaki bir yere dayanır. Orada şöyle deniyor: ‘yükselen kapitalizm şartlarında, milli mücadele burjuva sınıfları arasında bir mücadeledir’ “( Mao. C.2. Sf.406. Diren yy) Meselenin altını kalınca çizmek için, istedi ki hiç bir kuşkuya yer kalmasın diye Mao’ dan da örnek verelim. Biraz sonra vereceğimiz örnekten görüleceği üzere , ulusal sorunun burjuvalar arasındaki bir sorun olmaktan çıktığını Mao da belirtir. Ama bunu ne Semiç anlar, nede arkadaşlarımız anlıyormuş gibi yapar, ama Semiçin safında kalmaya devam ederler. Mao ise iki dönem arasındaki farkı şöyle belirtir: ” Fakat Stalinin yazısı – yani ulusal sorunun burjuva sınıflar arasında bir mücadele olduğu dönem – Emperyalist savaştan önce milli mesele Marksistlerin gözünde henüz dünya çapında bir mesele değilken, (…….) proleterya devriminin bir parçası olarak değil, burjuva demokratik devriminin bir parçası olarak anlaşıldığı zamanda yazıldı”.( aynı yerde.) Görüleceği üzere, Mao iki farklı dönemden ve bu iki farklı dönemin özelliklerinden bahsediyor. Birinci dönemde ulusal sorun, burjuva devriminin bir parçasıyken; ikinci dönemde proleterya devriminin bir parçasıdır. Bunun neresi anlaşılmıyor, bende bunu anlamıyorum…. Devamla ekim devriminin ulusal mücadeleye etkisinide Mao Zedung şöyle açıklıyor: ” Ekim devrimi (…….) milli meselenin ufkunu genişletmiş ve bunu, Avrupada milli baskıya karşı mücadele gibi özel bir sorun olmaktan çıkarıp ezilen halkları, sömürgeleri ve yarı – sömürgeleri EMPERYALİZMDEN KURTULMAK GİBİ GENEL BİR SORUN HALİNE GETİRMİŞTİR.”( Mao Zedung C.II. abç. Sf.407)

Şimdi şu çok açık değilmi?

Ulusal sorun günümüzde, ezilen halkların, sömürgelerin ve yarı – sömürgelerin emperyalizme karşı genel bir sorunu haline gelmiştir ve emperyalizme darbe vurmayan hareketler desteklenmez…

ULUSAL SORUN ÜZERİNE

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Devrimci Demokrasi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin