1. Haberler
  2. KOLEKTİF BELLEK
  3. Dürüt çatışması ve gerilla

Dürüt çatışması ve gerilla

featured
service

Tarih 1994. Sonbahardı. Aylardan Eylül ya da Ekim. Kışlık hazırlıklar belli oranda yapılmıştı. Sonbahar olduğu için son toplantıları yapıyordu gerilla. Ancak gündemde, düşmanın köyleri yakacağı söylentisi vardı. Fakat partinin bu noktada henüz herhangi bir değerlendirmesi yoktu. Süreci kendiliğindenciliğe bırakmıştı. Kendi iç sorunlarıyla meşguldü. Başta var olan bu eksiklik sonradan ülke ve yur dışında geniş çaplı bir kampanya örgütleyerek düşmanın bu politikasını teşhir ve bölge halkı ile gerillaya destek içeren bir kampanya ile giderildi.

Dersim Bölge Komitesi (DBK) kendi yönetimindeki gerilla birliğini Dürüt’e konumlandırmıştı. (Aynı alana DHKP/C birliği de konumlanmıştı.) Siyasi Büro (SB) farklı bir alanda çalışmalarını yürütüyordu. Küçük bir gerilla birliği de farklı bir alanda faaliyetlerini devam ettiriyordu. DBK’nın konumlandığı alan Dürüt deresi. Bu arazi gerilla açısından kullanılabilecek bir yapıya sahip. Ancak, hangi süreçte daha avantaj sağlar, stratejik savunma döneminde arazi ne kadar iyi olursa olsun gün boyu çatışmalara oturmak anlamına gelmez. Düşmanın topyekün saldırıya geçtiği bir süreçte set oluşturmak mı, yoksa gücünü arazinin stratejik noktalarına çekmek mi? Gerilla savaşının amacına bakılırsa yapılması gereken; gücünü çekmek ve fırsatını buldukça küçük birimlerle düşmanı vurmak. DBK bu amaçla konumlanırken, öte yandan toplantılarını yapıyor, kış hazırlıklarını sürdürüyordu… Organ toplantısı devam ediyordu…

Arazinin üzerinde iki noktada da savunmamız vardı. Bunlar günlük rapor veriyorladı. İki köylü geldi yanımıza. “Düşman köyleri yakacakmış, biz de buraya geldik. Ovacık’tan başlamışlar, geliyorlar kibritçiler.” diyorlardı. Her şey normal devam ediyordu. Hangi gün olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum ama bir sabah rapor verilirken, raporun çabuk verilmesinden olağanüstü bir durumun olduğu anlaşıldı. Düşmanın Ovacık yönünden geldiği raporu verildi. Birlik komutanı Lenko yoldaş birim komutanına: “Gelişen duruma göre bilgi verin” dedi. Düşmanın bir köy evine geldiği ve ev sahiplerini dışarı çıkardığı, evden dumanların yükseldiği, herşeyin ani olduğu, ev sahiplerinin eşyalarını bile çıkartamadıkları rapor edildi. Düşman, elinden gelse ev halkını da birlikte yakar.

Gün akşam oldu. Düşman Kakber Köyü’ne çıktı. O gece durumu değerlendirmek üzere parti organı toplandı. Çıkan sonuç; alan terk edilmeyecek, bu alan içerisinde dört nokta tutulacak! Düşmanın gelişine göre, karşılayacak şekilde konumlanılacaktı. Düşmana uzaktan ateş edilmeyecek, iyice yaklaşması beklenip canına okunacaktı. Amaç, düşmana ağır kayıplar verdirmekti. Gerilla ise; hiç kayıp vermeden, inisiyatifini iyi kullanarak başarı kazanacaktı burası kesindi. Gece saat bir deyince savunma birimleri yerlerini alacaktı. Lenko, herzamanki savaş ustalığıyla yapılan plan doğrultusunda gücünü harekete geçirdi. Tüm birlikleri konumlandırdı; son bir kez daha durumu gözden geçirerek, son talimatı verdi.

Şafak söktü, arazi keşfi yapıldı; herhangi bir şey yoktu. Fakat saat dokuz civarlarında Skorsky tipi helikopter alandan geçiş yaptı. Oldukça alçaktan bir uçuş yaptı. Vuralım mı? Komutan vurulmayacak talimatını verdi. Nedeni ise bir çok şey değiştirebilirdi. Zamanlama gerilla açısından çok önemlidir.

Telsiz konuşmalarından düşmanın bulunduğumuz alana yöneldiği anlaşılmıştı. Düşman, arazinin derinliklerinden çıkmaya başlamıştı. Gelişi, doğrudan bulunduğumuz alana yönelikti.

Dürüt vadisinde bir ev vardı. Birlik komutanı amcaya; “Davarını ve çocuklarını al, git. Düşman köyleri yaka yaka geliyor. Buraya gelince çatışma çıkacak. Düşmanın ne yapacağı belli olmaz. Bir an önce gitmelisin.” Amca ise; “Ben burayı terk edemem. Davarım var, arılarım var. Ben nasıl bunu yapabilirim.” Amca da haklıydı. Çünkü, o, oraya emek vermişti. Buna rağmen “Gitmelisin amca. Düşman saldırıyor. Can mı, mal mı? Mal elde edebilirsin, ama can bir kaybedildi mi, bir daha geri gelmez. Sen de bunu çok iyi biliyorsun.” Buna rağmen amca yerini terk etmedi. Çocuklarını gönderdi, kendisi kaldı.

Saat:12:00 sularıydı ki silahlar patladı. İlk vuruşları gerilla yaptı. Düşmanın geliş yönüne göre, bu hattan giriş yapacaktı. Bu hattan iki tepe tutulmuştu. Aynı tepede, demin bahsettiğim dost güç de vardı ve bizimle uyumlu hareket ediyorlardı. Çatışma devam ediyordu.

Diğer iki birimimiz tarafından bir gelişme yoktu henüz. Öyle konumlanmıştık ki, düşman, vadiye giriş yapamıyordu. Saat bir veya ikiyi gösteriyordu ki, diğer taraftan da görünmeye başladılar. Gizli gelmişlerdi. Yakın mesafeye geldikten sonra fark edildiler. Birlik komutanımıza durum bildirildi. Ana birlik Komutanı (Lenko) “Ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Dikkat edin, sizinle ana birlik arasına girmesinler.” uyarısını yaptı. Çünkü oraya girdiklerinde kendi kurşunlarımız bizi de hedef seçebilirdi. Birim komutanı; “Gelişlerine bakılırsa girecekler” dedi. Ana birlik komutanı “Size paralel konumlanan birim komutanı hemen kaymalıdır, önünü kesmelidir.” talimatını verdi. Düşman koşa koşa geliyor! Çünkü bu tepelerin boş olduğunu sanıyor. Oysa iki birimimiz bu tepelere mevzilenmiş, bekliyorlar! Parmaklar tetikte, gözler hedefte, nokta ateşi için zamanın gelmesini bekliyorlar. Sakin ve an geldiğinde de atılgan. Kendinden emin duruşları ve ustaca vuruşlarıyla bekliyorlar; yakıp yıkan, kaybedip katleden canavarın düşmanın dişlerini sökmek için bekliyorlar. Tetik çekme ustalığıyla düşmanın neye uğradığını anlamasına bile fırsat vermemek için. Bekliyorlar…

Ve nihayet beklenen an geldi. Koşa koşa gelen düşman koluna vuruşlar yapılmaya başlandı: İlkin ana birlik ile birim arasına girmeye çalıştıkları esnada vuruşlar yapıldı. Ana birlik, vadinin içine konumlanmıştı. Birim ise tepedeydi. Tepenin boş olduğunu sanarak koşa koşa gelen düşman koluna ilk vuruşu diktirof ile yaptık. Diktirof’un yanısıra G3’lerle de ateş ediyoruz. Diktirof’un çalışmasıyla birlikte koşa koşa gelenler, patır patır düşmeye başladılar. Geriye kalanlar ise kaçmaya. Nasıl da kaçıyorlar, bağıra çağıra.. Kaçmayın da görelim! Koşa koşa gelmek neymiş görelim. Şimdi de canlarını kurtarmak için geldikleri gibi gerisin geriye koşuyorlar! Sadece askerler değil, komutanları da kaçıyor! Askerler ne de olsa gönülsüzdürler, gönülsüz bir şekilde askerlik yapıyorlar, peki komutanları neden kaçıyor? Tepeyi tutan gerilla biriminin komutanı (bu komutan bir kadın yoldaştı) telsizle düşmana çağrı yapıyordu: “Kaçmayın, gelin!” Peşinden sloganlar atılıyordu; “Yaşasın partimiz TKP(ML)”, “Yaşasın ordumuz TİKKO.” Telsizde çığlıklar yükselince, başta belirttiğimiz üzere köylerin yakılmaya başlamasından dolayı yanımıza gelip katılan arkadaşlar, “Vay be! Durum iyiymiş; kadınlar ‘gelin’ diye çağrı yapıyor düşmana. Oh be, derin bir nefes alaym.” diye konuşuyorlar. Gerillanın coşkusu onlara da geçmiş, moralleri yüksek. Tepelerden ateş eden gerilla savunma birimlerimiz, bir süre sona düşmanın havan yağmuruna tutuldular. Havan topları üç karakoldan birden atılıyordu; Amutka, Danzi köyleri ile Karaoğlan karakollarından. Havan yağmuruna tutulmuştu savunma tepeleri. Ancak gerillaları sökemediler. Onlar bilinçli savaşan halk ordusu neferleriydiler. Enerjik, inançlı, kendine güvenen halk savaşçıları. Düşman kirli sular gibi delirmiş geliyor. Yakıyor-yıkıyor, kaybedip katlediyor ve gerillanın üzerine savaş uçakları, helikopterleri, tankı, topu ve onbinlerce askeriyle geliyor. Bu selin önünde durulmaz, kime sorarsan. Bize sorarsanız, durulur. Hem de aslanlar gibi durulur! Bunun için çok değil, iki şeye ihtiyaç var: Akıl ve cesaret! İkisini ustalıkla birleştirdiniz mi sadece önünde durmak değil, düşmanın canına okursunuz. Tıpkı şanlı 6 Şubat muharebesinde ve daha bir çok yerde olduğu gibi…

Havan topları gerillayı sökemedi tepelerden. Düşmandan kayıp vardı. Dört tepeden birden vurmuştuk. Fakat kayıpların ne kadar olduğunu öğrenemedik. Gerillanın moral üstünlüğünün yanısıra akıl ve cesaretin ustaca birleştirilmesiyle gelen düşman gücü geri püskürtüldü. Telsiz bağlantısıyla tepeciler birbirlerinin durumlarını soruyorlardı. Durumları çok iyi. Esprilerle “Havanlarla aranız nasıl?” diye soruluyor, “Gördüğünüz gibi, sanki havan değil, dolu yağıyor. Gayet iyiyiz. Boş yere atıyorlar, bırakın atsınlar.” deniyor. Ana birlik komutanı telsizle birim komutanlarının durumunu soruyor. “Çok iyi” yanıtını alıyor. Komutanın sevk ve idare etmesi çok önemlidir. Lenko yoldaşın yönlendirme sanatıyla gerilla birliği en zor koşullarda bile kayıp vermeden başarılı bir şekillendirme çıkarabiliyordu. Gerillaya talimatları yerinde ve zamanında açık ve kesin olarak veriyordu. O bir gerillasının burnunun kanamasını bile istemezdi. Savaşçıların bakımına özen gösterirdi. “Çalışan insana bakacaksın. İnsanların morali bozulmasın. İnsanlara değer verceksin.” Lenko’ya savaşçılar çok güvenirdi. Çatışma ve eylemlerde herkes gülerek düşmanın gelmesini beklerdi. Komutana pratiğe dayalı güven duyman, yapacağın eylem veya çatışmayı başaracaksın demektir. Lenko da savaşçılarına güvenirdi. Dürüt çatışmasında da bu ruh yaşanmıştı.

Gün kararmaya başlamıştı. Toplanın talimatı verildi. Kısa bir durum değerlendirmesi yapıldı; alandan çıkılacaktı. 100 kişiydik, 40 kişi de bahsettiğim dost güçten vardı… Toplam 140 kişi. Gün boyu çatışma düşman açısından avantaj sağlıyor; çemberi daraltıyor ve gece geçiş hatlarına pusu atıyor. Çıkış yapacağımız hatta pusu olabileceği noktasında komutan öncü birliğini uyardı. Dikkatli olmaları gerekiyor. Pusunun olabileceği alana girdik. Öncü birliği geçti, ana birliğin öncüleri de devam ettiler. Tam sıra ana birliğe gelmişti ki, ateş ettiler. Lenko’nun arkasındaki savaşçı yara aldı. Yarası hafifti. Onların ateş etmesiyle Lenko’nun karşılık vermesi bir olmuştu. O çok hızlı silah kullanırdı. Bir gün köye giderken düşman fark ediyor. Bunlar iki kişi. Düşman çemberi daraltıyor, kesin vuracaklar. Düşman tam patikanın üzerine konumlanmış. Ay ışığı cam gibi. Lenko’ları on metreye kadar yaklaştırıyor faşist ordu subayı ve teslim olun diyor. Demesiyle yara alması bir oluyor. Lenko’lar yara almadan pusudan çıkıyorlar. “Lenko sıktı, yaralandım. Kafamdan şapkamı uçurdu. Siz onu besliyorsunuz.” deyip köylüleri tehdit eder.

Öncü birlikle bağlantı koptu. Ana birlik uygun bir noktaya çekildi. Şafakla birlikte araziye yerleşti. Arazi düşman dolu. Telsizler çalışıyor. Birliğe yakın konuşma sesi geliyor. Ana birlik komutanı duruma uygun talimatı verdi: herkes olduğu yerde oturacak ve sessizce durulacak. Ancak sayı kalabalık olduğu ve meşe yaprakları da döküldüğü için kuru yapraklar ses yapıyor. Bir ara ayak seslerimizi duydular ve uçaksavarla bulunduğumuz alanı taradılar. Birlik hareketlendi. Komutan: herkes olduğu yerde kalacak ve hiç ses çıkartılmayacak, onlar durumu netleştiremezler. Düşmanın yaklaşması durumunda ise bir metreye kadar yaklaştırılacak, beynine sıkılacak, hava saldırısı da engellenmiş olacak. Temas sağlanmadan gün akşam edildi. Çatışmadan kaçınmak zorundayız. Dedik ya gün boyu çatışmalara oturmak gerilla savaşına terstir. Akşam alanı terk ettik. Gerillanın alandan çıkmasını engellemek amaçlı aydınlatmaları kullanmaları, rastgele arazi taramaları…

Çekilme hattımız düşmanın arka hattı idi, oraya geçmekti. Belirlenen noktaya varıldı.

Şafak sökmesiyle gerillalar tam tesisat ayakta.

Çevrenin keşfi yapıldı: bölge sakin. Ateşler yakıldı, kara çaydanlıklar ateşe tutuldu, çaylar demlendi. Toz kalmış tütünden birer sigara sardık, ne de güzel! Meşe odunundan ateş yakmak, ateşin çevresinde silahlar çatmak ve tesisatlar belde bağdaş kurarark sigara sarıp çay yudumlamak. –Hele de kuşatmalar yarıp çıktıktan sonra- tarifsiz güzellikte bir duygudur.

Öğlen olmuştu. Bölgenin üzerine sis çökmüş, köy görünmüyor. Kamyonlar çalışıyor. Anlam veremedik. Araçlar çalıştığına göre köy halen doludur diye düşündük. Bir ara ormandan konuşma sesleri duyduk. Konaklama yeri sessizliğe büründü yine. Akşam oldu. Köye gidilecek. Gerilla yürüyüş koluna geçti. İndik yola. Köye yaklaştık. Köy oldukça sessiz. Bu sessizlik oldukça ürkütücü. Sakin bir şekilde devam ettik, ancak köy ışıkları yanmıyordu. Kalp atışlarımız hızlanmıştı, yoksa köyü boşalttılar mı? İnanmak da istemiyoruz. Köpek sesi duyduk. Bu arada bağ kopan birlikle de telsiz bağlantısı sağlandı. Köye giriş yaptik. Köy boşaltılmış! Geriye sadece köpekler kalmış. O hızla geri döndük. Herkes soruyor: “Ne oldu, neden döndünüz?” Bazen cevap veriyoruz, bazen vermiyoruz. Yolun üzerinde beyaz bir çadır göründü. Ne de sevinmiştik. Çadıra vardığımızda tek bir aile vardı. Durumu öğrendik aileden: “Beş gün bize müsade ettiler, köy boşaldı. Biz de gidemedik.” Gidenleri ve kalanları ve hangi mezraların dolu olduğunu öğrendik. DHKP-C’lilerle ikiye ayrıldık. İhtiyaçlar temin edilecek, geç saatte de olsa birleşilecek, giderken yol üzerinde gıda malzemeleri olduğunu gördük. Mezraya girdik, iki aile duruyordu. Gıdanın kime ait olduğu öğrenildi. Getirildi, ihtiyaçlar giderilmeye çalışıldı. DHKP-C’liler geldi. İnisiyatifin kimde olacağı tartışması yürütüldü; anlaşamadık. Ayrı kalacaklarını söyleyip gittiler.

Konaklama yerine doğru yola çıktık. Boğazı aştık, Ovacık yüzüne doğru devrildik. Saat öğleden sonra bir veya ikiydi. Nöbetçiler Bilgeç sırtına düşmanın geldiği bilgisini verdiler. Hem bizim olduğumuz alanı denetliyorlar, hem de DHKP-C’lilerin kaldığı alanı. Düşman hareketlenmeye başladı. Boğaza inmeleri durumunda izlerimizi görecekler, bundan dolayı birlik başka yere kaydı. Bu arada silah sesleri geldi. Yarım saat-kırkbeş dakika falan sürdü. Düşmanın telsiz konuşmalarından çatışmanın olduğunu anladık. Ancak çok kısa sürdü. Müdahale etme şartları da yoktu, o arayı düşman kesmişti.

O yıl ve sonrasında bu topraklara yeniden büyük seferler düzenlendi. Kimi zaman sayısı yüzbinlere varan düşman askeri ile askeri harekatlar yürütüldü. Bu askeri harekatların hemen hepsi boşa çıkarıldığı gibi, çoğunlukla da gerilla ağır darbeler indirdi faşist orduya. Denilebilinir ki o yıllarda düşmanın başlattığı her askeri seferin sonucu düşman için bir moral çöküntüye dönüşüyordu. Çünkü, gerilladan ağır darbeler yemekten kurtulamıyordu. Bizim kayıplarımız ise düşmanın bu tür seferlerinde ya hiç olmuyor ya da çok az oluyordu. Kayıplarımız daha çok, böylesi askeri seferlerin olmadığı esnalarda askeri kurallara gerekli titizliğin gösterilmemesi, yani kendi hatalarımız sonucu oluyordu. Savaş tecrübesi önümüze bu sonucu koyuyor. Ve yine savaş tecrübemiz göstermiştir ki; gerçek anlamda akıl ve cesaret birleştirildiğinde düşmana unutamayacağı darbeler indirilir, önemli başarılar kazanılır, savaş geliştirilip güçlendirilir. Bunun böyle olduğunu görmek için ise çok uzaklara gitmeye gerek yok. Kendi savaş tecrübemiz, kendi savaş tarihimize bakmak yeterlidir. Şimdi bu tecrübeyi yüksek seviyede bir bilinçle kavramiş olmanın verdiği özgüvenle diyoruz ki; savaşımız özüne uygun olarak büyüyecektir, büyüteceğiz. Sömürücü egemen sınıflar bunu görecekler! Onları, böylesi muhteşem bir gelişmeyi görmekten mahrum bırakmayacağız!

Devrimci Demokrasi

Yıl :2
Sayı:34
1-16 Şubat 2004

Dürüt çatışması ve gerilla
Giriş Yap

Devrimci Demokrasi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin